MİKRO BİTKİ BESİN ELEMENTLERİ NELERDİR ? BİTKİLER İÇİN GÖREVLERİ NEDİR ?

MİKRO BESİN ELEMENTLERİ (İZ ELEMENTLER)

Bu besin maddelerine iz mineraller (elementler) de denir. Bitkiler bu maddelere daha az miktarlarda ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple iz mineraller adını alır. Bu iz mineraller de iki grup olarak değerlendirilir.

a) Esansiyel İz Mineraller (Temel İz Elementler)

Bor (B), Klor (Cl), Bakır (Cu), Demir (Fe), Mangan (Mn), Sodyum (Na), Çinko (Zn), Molibden (Mo), Nikel (Ni)

DEMİR (Fe)

Bitkilerde enzim aktivitesi ve klorofil sentezi için gereklidir. Bitkilerin yeni büyümekte olan genç kısımları için esas teşkil eder. Toprakta hemen hemen her zaman demir vardır fakat bitkilerin alamayacağı formda olabilir. Demir yıkanmayla kaybolur ve toprağın alt tabakalarında tutunurlar.

Toprakta kalsiyumun fazla olduğu ortamlarda toprak pH’sı yüksektir. Yüksek pH ortamlarında (Alkali ortamlar) demir bitkilerin alamayacağı forma dönüşür. Yani pH 7,2 ile 8,3 arasında iken bitkiler demirden yararlanamazlar. Toprak alkali olduğu zaman belkide demir minerali çoktur fakat bitkiler tarafından alınamamaktadır.

Toprak pH’sı toprağın ana materyalinin (ana kaya) etkisi altında oluşmaktadır. Baz (alkali) ana kayadan oluşan topraklarda asit ihtiva eden kayalardan oluşan topraklara göre yüksek pH bulunur. Ayrıca yağışlar toprağın pH sını etkiler. Toprağın içinden geçen su topraktaki kalsiyum ve magnezyum gibi baz elementleri yıkamaktadır ve alüminyum ve demir gibi asitli elementlerle yer değiştirmektedir. Bu sebepten dolayı yüksek yağış alan yerlerde oluşan topraklar kurak ve yarı kurak yerlerde oluşan topraklardan daha asit karakterlidirler.

Amonyum veya üre ihtiva eden gübreler ve organik maddelerin toprak içinde parçalanmaları da ayrıca topraktaki asitliliği artırmaktadır. Asitliliğin yüksek olduğu topraklarda Alüminyum ve Manganez bitkiler tarafından daha fazla alınabilecek hale gelir ve daha fazla toksik ekti yapacak hale gelir. Uzun süre işlenmemiş havasız kalmış aşırı sulama ve taban suyunun yakın olduğu topraklarda bitkilerin demirden yararlanması azalmaktadır. Toprakta bulunan ağır metallerde demir eksikliğine neden olmaktadır. Bikarbonat iyonları, yüksek fosfor, manganez, çinko veya bakır düzeyide demirin harekeliliğini azaltmakta ve demir alımını engellemektedir.

Yüksek pH olan topraklarda demir oksijen, hidroksit ve karbonat iyonlarının eşliğinde katı formlara dönüşür. Bu demir formları suda erimez ve bitki kökleri tarafından alınamaz. Böyle bir demir formu toprak şartları değişmedikçe devamlı olarak bağlı kalacaktır. Bu durum küflü çivi ve demir talaşlarının demir noksanlığını düzeltmediğini anlatmaktadır. Bu maddeler tarafından toprağa bırakılan demir anında katı forma dönüşür ve bitkiler tarafından yararlanılmaz.

Demir noksanlığından oluşan kloroz toprak ısısı ve plastik malçlama, toprağın sıkışık oluşu ve su ile doymuş olması gibi toprak içindeki havalandırmayı sınırlayan şartlar altında ağırlaşmaktadır Üst toprağın erozyonla taşınması veya sulama amaçlı yâda çeşitli inşaat vs gibi hafriyat çalışmaları gibi işlemler sonucunda üst toprağın alınarak yerine kireçle zengin olan toprakla değiştirildiği zaman dahada şiddetlidir.

Sulama ve Demir Noksanlığı İlişkisi

Birçok bölgelerde ağır kış yağışları büyüme mevsiminin başında meyve bahçelerindeki topraklarda normalden daha fazla nem varlığıyla sonuçlanır. Sonuçta birçok ağaç hatta meyve bahçesinin tamamı yazın başlangıcında demir noksanlığı belirtileri gösterir.

Su Geçirgenliğinin az olduğu sıkışmış ve havalanmanın az olduğu oksijenden yoksun topraklarda köklerin ve topraktaki mikroorganizmaların faaliyetleri sonucunda karbondioksit (CO2) birikimi olur ve karbondioksit kirecin çözünülürlüğünü artırarak bikarbonat (HCO3-) oluşumuyla sonuçlanır ve buda demir alımını ve demirin hareketliliğini azaltır. Çünkü HCO3- nin oluşumu için yüksek düzeyde CO2’ye gerek duyulur.

Demir noksanlığı sorununu gidermenin en iyi yolu iyi bir sulama ve pH yönetimiyle mümkündür. Ağır kış yağışlarından ve ilkbaharda yapılan sulamalardan kaynaklanan aşırı toprak nemliliği geçici demir noksanlıklarının sebebidir. Eğer her ilkbaharda aşırı sulama yapılırsa kronik demir noksanlığı görülür ve üretim engellenir.

Demir Noksanlığı (Kloroz)

Bitkilerde demir noksanlığı çok yaygındır. Başlangıçta belirtiler çok genç yapraklarda yeşil rengin kaybıdır. Damarların aralarındaki dokular soluk yeşil, sarı hatta beyaz olurken, damarların kendisi koyu yeşildir. Yeni yapraklar tamamen renkten yoksun olarak çıkarlar, fakat damarlar daha sonra koyu yeşile dönerler. Demir noksanlığının tanınması oldukça kolaydır. En ince damarlar dahi yeşil kalarak damarlar arasındaki renk tamamen sarıya dönerler. Şiddetli noksanlıklarda damarlarda sararabilir. Demir noksanlığından kaynaklanan kloroz aşağıdaki gibi değişik şiddetlerde görülebilir.

Hafif kloroz (sarılık)

Yeni çıkan yapraklarda damarlar normal görünümündeyken damar araları soluk yeşil veya sarımsı yeşildir.

Orta Düzeyde kloroz (Sarılık) : Yeni çıkan yapraklarda damar araları oldukça sarıdır. Şiddetli kloroz (Sarılık): Yeni çıkan yapraklar sarıdan fildişine kadar değişen renklerdedir. Damarlar yeşil yâda yeşil olmayabilir.

Yaprak üzerinde kahverengi bölgeler vardır veya yaprağın tamamı kuruyabilir. Yapraklar genellikle dökülürler. Demir noksanlığı belirtileri Azot, Manganez, Çinko noksanlıklarının belirtilerine benzer semptomlar gösterir. Buna rağmen demir noksanlığı yeni oluşan yapraklarda gözükür halbuki azot noksanlığı yaşlı yapraklarda gözükür. Manganez noksanlığında ise yeşil kısım demir noksanlığında olduğu gibi sadece damar aralarında sınırlı olmakla kalmaz ve çam ağacına benzer bir görünüm oluşturur. Çinko noksanlığında ise semptomlar demir noksanlığına benzer fakat yapraklar normalden çok küçüktür.

Semptomların Demir noksanlığından mı, manganez yâda çinko noksanlığından mı kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamanın en kolay yöntemi uygun demir çözeltisinin yapraklara püskürtülmesidir. Eğer görülen sarılık kaybolur veya hafiflerse demir noksanlığı olduğu anlaşılır.

Meyve ağaçlarında demir noksanlığının bazı dallarda görülüp bazılarında görülmemesi sık rastlanan bir olaydır. Yaprak analizleriyle demir noksanlığının anlaşılması bazen kolay değildir. Bazen sarılık gösteren yaprağın demir içeriği yaprak analizlerinde daha yüksek bile çıkabilmektedir. Bunun nedeni demirin bütün formlarının bitkiye yarayışlı olmamasından kaynaklanmaktadır.

Demir Noksanlığının Giderilmesi yöntemleri

Demir noksanlığından oluşan klorozun kontrolü kolay değildir ve pahalı olabilir. En iyi metot her şeyden önce yüksek pH ortamlarında düşük demir alımından daha az etkilenen çeşit ve türlerin seçilmesidir. Sulama azaltılarak, drenaj sistemleri oluşturulmalı doymuş toprak şartlarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Bitkinin çevresinde sıkışıp sertleşmiş olan toprak yapısı iyice havalandırılmalıdır. Toprakta oksijen hareketini sınırladığı için malç kullanılan bahçelerde plastik örtülerin kullanılmasından kaçınılmalıdır. Toprak uygulamalarında belirli demir şelatları mükemmel sonuçlar vermektedir.

Demir Fazlalığı (Toksisitesi)

Her ne kadar sahada nadir görülsede, demir fazlalığı genellikle manganez noksanlığına benzer semptomlar gösterirler.

ÇİNKO (Zn) :

Erozyona uğramış topraklarda ortaya çıkar. 5.5-7,0 pH ortamında çinko alımı en az düzeydedir. Düşük pH’larda toksisite noktasında alıma sebebiyet verir. Bitkiler çinkoyu suda çözünebilir formda ve aktif olarak alırlar. Toprakta çinko çözünürlüğü toprak pH’sı ile ters orantılıdır. pH yükseldikçe çözünülürlük azalır pH düşdükçe çözünülürlük artar. Çinko alımı ile bakır, demir, mangan ve kalsiyum alımı arasında rekabet mevcuttur. Bitki bünyesinde çinko Zn2+ iyonları şeklinde veya organik asitlere bağlı olarak xylem dokularınca taşınır. Sınırlı da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma olmaktadır. Bitkilerde fosfor ile çinko arasında antagonistik bir etki vardır. Bazı elementler diğerlerinin bitkiler tarafından absorbsiyonunu yavaşlatır. Örneğin kalsiyum potasyum alımını yavaşlatır veya öteki diğerini gibi. Bu olay “antagonizm” olarak bilinir.

Çinko Noksanlığı

Çinko eksikliği çoğunlukla fosfor yönünden zengin, karbonhidrat içerikli nötr veya alkali topraklarda meydana gelir. Çinko eksikliği kültür bitkilerinde daha ziyade kökleri etkiler ve yaşlı kök dokularının ölümüne sebep olur. Öte yandan çinko noksanlığında yaprak damarları arasında kloroz meydana gelir. Yaprak damarları yeşil kalırken, damarlar arası renk açık yeşil, sarı hatta beyaza döner. Semptomlar yaprakların rozet şeklini alması veyahut küçük yaprak oluşumu olarak tanımlanmaktadır. Yeni gelişmekte olan yapraklar normalden daha küçüktürler. Sürgün gelişimi kısa olduğu için yapraklar birbirine yakındır ve rozet görünümü verirler.

Bu oluşumun nedeni ise boğum araları uzunluklarının oldukça kısalmış olmasıdır. Şiddetli vakalarda yaşlı yapraklar düşebilir. Erken İlkbaharda geçen yılın lateral yapraklarında yeşil aksam gecikmesi dikkati çekebilir. Bu semptomlar soğuk zararı diye karıştırılabilir, fakat soğuk zararının belirgin özelliği kambiyum dokusunda da bir kahverengileşme görülmesidir. Yaprak kenarları bazen dalgalı bir hal alır. Yaprak yüzeyinde damar kenarları yeşil kalmak üzere damarlar arasında sarı mozaik şeklinde lekeler oluşur. Noksanlık şiddetli değilse sadece yaprakları etkiler.

Şiddetli noksanlı olursa sürgün gelişimi de tamamen durur. Sürgünlerde meyve tomurcuğu sayısı azalır, hatta tamamen yok olur. Sert çekirdekli meyvelerin meyve etlerinde kararmalar görülür. Bağlarda çinko noksanlığı yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Erken ilkbaharda oluşan yapraklar küçük, dar ve dişli olurlar. Damarlar arasında çok sayıda klorozlu lekeler oluşurken damarların etrafında 1-2 mm genişliğinde bir bölge yeşil rengini korur. Alt yapraklar yeşil kalır ve hafif klorozlu olurlar. Belirtiler sürgün uçlarına doğru daha şiddetli bir hal alır. Büyüme geriler, ana sürgünler çalımsıdır.

Çinko Fazlalığı (Toksisitesi)

Semptomları nadir görülür ve büyük ihtimallede diğer mikro besin maddeleri noksanlıklarına benzeyen semptomlar tarafından maskelenmektedir.

BAKIR (Cu) : 

Bakır bitki fizyolojisi açısından çok önemlidir. Vitamin, karbonhidrat ve protein sentezi, fotosentez ve solunum gibi çok sayıda kompleks olaylarda görev alır. Bitkilerin üreme organlarının ve verim yönünden bitkilerin gelişmesinde büyük önem taşır.

Bakır bitkilerin köklerinde yoğunlaşır, azot metabolizmasında, proteinlerin kullanılmasına görev yapar. Çeşitli enzimlerin bir yapı taşıdır. Karbonhidrat ve protein kullanan enzimlerin bir parçasını teşkil eder. Noksanlığında sürgün uçlarında kuruma meydana gelir ve terminal yapraklarda kahverengi benekler oluşur. Bakır organik maddelere sıkı bir şekilde bağlanır ve organik maddelerce zengin topraklarda noksanlıklar görülebilir. Topraktan kolayca kaybolmaz fakat bitkilerin alamayacağı şekilde bulunabilir. Bitkiler bakırı çok küçük miktarlarda alırlar. Bakır alımında demir, manganez, çinko ve nikel gibi ağır metaller arasında rekabet söz konusudur. Bitkilerde taşınması % 99 oranında xylem özsuyunda olmakta ve floemde taşınma gerçekleşmemektedir. Bu taşınma transprasyon akımına bağlıdır. Bakır az da olsa yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınabilir.

Bakır eksikliği

Genç yapraklar durgunluk geçirmiş ve bozuk şekilli gözükür. Yapraklar dardır ve hafifçe uzamıştır. Yaprak kenarları dalgalıdır. Meyve ağaçlarında terminal dalların uç kısımlarında kurumalar görülebilir. Genellikle bakır ve çinko noksanlığı birlikte oluşur ve yüksek pH ı olan topraklarda dahada ağırlaşır.

Bitkilerin bakır kapasitesi vegetatif organlarda 4-20 ppm civarındadır. Noksanlık sınırı 4 ppm olarak kabul edilmektedir. Bakırın yaşlı yapraklardan genç yapraklara taşınma kabiliyeti iyi olmadığından eksiklik belirtileri öncelikle genç yapraklarda görülmektedir. Grimsi yeşil renk, hatta beyazlaşma gibi renk değişimleri ve solma görülür. Gelişme zayıflar. Bazı hallerde uç kurumalarının görülmesinden önce normalden büyük yapraklar oluşur.

Bakır Fazlalığı (toksisitesi)

Meyve bahçesi şartlarında toksisite belirtileri pek görülmez. Görüldüğü zamanda çinko noksanlığı na benzer semptomlar oluşturur.

BOR (B) : 

Bor hücre duvarının teşekkülü, Hücre çeperinin bütünlüğü, kalsiyum alımı için gereklidir ve bitkide şekerlerin taşınmasında yardımcı olur. Bor bitkilerde birçok fonksiyonu etkiler. Bu fonksiyonlar, çiçek açma, polenin çimlenmesi, meyve verme, hücre bölünmesi, su ilişkileri ve hormonların hareketini kapsar. Boron bitkinin bütün hayatı boyunca alınması gereklidir. Bitki bünyesinde hareketi yoktur, bitkilerde soymuk (xylem) dokusunda transprasyon etkisi ile taşınır. ve topraktan kolayca yıkanabilir. Bor toprakta borik asit ya da borat anyonu şeklinde bulunur. Bitkilerce bor iyonize olmamış borik asit formunda alınmaktadır.

Bor Noksanlığı

Normal olarak bitkiler 25-100 ppm (part per million = Milyonda bir kısım) arasında bor içerirler. 20 ppm bitkilerde borun eksiklik sınırı olarak kabul edilmektedir. Birçok meyve ağacında bor noksanlığı yapraklarda ortaya çıkmasından önce meyvelerde gözükür. Elma ve armutlarda bor noksanlığında çiçekler soğuktan zarar görmüş gibi aniden solar ve siyah bir renk alır. Bu halleri ile dökülmeyip bir süre dalda kalırlar. Don zararı aynı görüntüyü oluşturmakla beraber dondan etkilenmiş çiçekler hemen dökülürler. Şiddetli noksanlıkta yaprak çıkışı gecikir, vejetatif büyüme noktaları ölür bitkide bir rozet etkisi görülür.

Yapraklar kalın, kıvrımlı ve gevrektir. Ancak yapraklarda kloroz görülmez. Meyvelerde, yumru ve köklerde, renk bozukluğu oluşur ve kahverengi küçük çatlamış benekler görülür. Sürgünler kısa, yapraklar küçük ve bozuk şekilli olurlar. Meyveler normalden küçüktür ve bazen çatlamalar olur. Bitkilerde bir çok hastalığın bor noksanlığından meydana geldiği bilinmektedir.

Elma ve armutlarda semptomlar boğum boğumdur, genellikle sert mantarlaşmış dokunun altında oluşan bir çöküntüyle meyvenin şekli bozuktur. Bu semptom genellikle kalsiyum noksanlığından kaynaklanan acı benekle sık sık karıştırılır. Bor noksanlığı acı benekten kabuktan çekirdek evine kadar mantarlaşmış çürüklük oluşumuyla ayırt edilebilir. Halbuki acı benekte çürüme sadece çiçek ucunda olur ve kabuğa çok yakındır. Bazı bor noksanlığı durumlarında bütün yüzey üzerinde kallus oluşan çatlaklarla kaplıdır ve koyu kırmızı kuru yaprak şeklinde bir görünüm oluşturur. Acı benek ya dalda meyvenin olgunlaşmasına yakın veyahut daha çok hasat sonrasında depolama sırasında görülür.

Eriklerde semptomlar meyve etinde küçük noktalardan bütün meyveyi kaplayacak kadar değişik büyüklüklerde kahverengi çökük bölgeler olarak gözükür. Meyveler genellikle erkende renklenir ve dökülürler. Meyve etinde ayrıca zamk (reçine) paketleri oluşabilir.

Şeftalilerde çürüyen bölgeyle bitişik olarak kahverengi, kuru, mantarımsı bölgeler oluşur ve bazı meyvelerde birleşme yeri (sutur) boyunca çatlaklar oluşabilir. En tipik vejetatif semptomlar ise terminal (uç) büyüme noktalarının kuruması ve cadı süpürgesine benzeyen bir görünüm oluşturmasıdır.

Bor Fazlalığı (Toksisitesi)

Borun eksikliği gibi fazlalığı da sakıncalıdır. Bu sebeple bor gübrelemesi yapılırken dikkat edilmelidir. Elmada Semptomlar sürgünlerin kuruması, daha çok 1-2 yıllık sürgünlerde boğumlaşma, erken meyve olgunlaşması ve meyvenin içinin kararması ve dökülmesi şeklinde görülür. Yeşil aksam semptomları önce yaşlı yapraklarda ana damar boyunca ve büyük lateral (yanal) damarlar boyunca sararmaları kapsar. yaprak uçları sararır ve nekrozlar oluşur. Belirtiler daha sonra yaprak kenarlarına ve orta damara yayılır. Yapraklar yanık bir görüntü alırlar ve erken dökülürler. Belirtiler yaşlı yapraklarda görülür. Şeftalilerde vejetatife (yeşil aksam) semptomlar yapraklarda nekrotic (ölü doku) lezyonlar oluşumu, yaprak uç ve kenarlarında buruşmalar şeklinde oluşur. Azalmış çiçek gözü ve meyve oluşumu ve çekirdek evi yarılmaları görülür.

KLOR (Cl)  :

Bitkilerde klorun rolünün kanıtlanması biraz tartışmalıdır ve genel bir değerlendirme yapılamaz. Tütünde dokularda su muhteviyatını artırdığı, karbonhidrat metabolizmasını etkilediği ve yapraklarda nişasta toplanmasına yol açtığı bulunmuştur. Klor bitkiler tarafından klorun iyon formu olan klorid olarak alınır ve tamamen eriyebilir formdadır. Sulamayla yıkanarak kaybolur.

Klor hücrelerde su ve suda eriyen maddelerin hareketi olarak bilinen ozmos olayında görev alır. Bitkilerin mineral maddeleri alması için gerekli olan iyon dengesini sağlamada ve fotosentezde görev alır.

Klor Noksanlığı

Belirtileri, solgunluk, kılcıklı kökler, kloroz (sararma) ve bronzlaşma gibi semptomları kapsar. Bazı bitkilerde koku artabilir.

Klor Fazlalığı (toksisitesi)

Eğer klor seviyeleri çok yüksekse bazı bitkiler toksisite semptomları gösterebilir.

MANGAN (Mn) : 

Manganez fotosentez için enzim aktivitesi, solunum ve azot metabolizmasında görev alır. Manganezin görevleri klorofil teşekkülünde olduğu gibi demirin görevleri ile sıkı bir şekilde ilişkili olduğu düşünülür. Bu sebepten dolayı manganez noksan olduğu zaman sarılık yaygın bir semptomdur. Manganez demirin oksidasyon yoluyla çözünebilirliğini azaltır ve bu sebepten dolayı bitkide çok miktarda manganezin bulunması demir noksanlığına ve sarılığa yol açar. Toprak pH’sı ile mangan elverişliliği arasında sıkı bir ilişki vardır. Yüksek pH’lı topraklarda manganın alınabilirliği düşüktür. Bu sebeple kireçli topraklarda Manganez eksikliği sık görülür.

Manganez Noksanlığı

Demir Noksanlığıyla sık sık karıştırılır. Yaprak analiziyle doğru teşhis yapılabilir. Genç yapraklarda noksanlıklar demir noksanlığına benzeyen açık yeşil bir zemin üzerinde yeşil damar ağları şeklinde görünüm gösterir. İleri safhalarda açık yeşil kısımlar beyazlaşır ve yapraklar dökülür. Damarların bitişiğinde kahverengimsi, siyah veya yeşilimsi noktalar gözükebilir. Nötr ve alkali topraklarda bitkiler genellikle noksanlık semptomları gösterirler. Yüksek asitli topraklarda manganezin bitkiye toksisite etkisi yapacak kadar alımı mümkündür.

Mangan noksanlığı belirtileri Magnezyum noksanlığı belirtilerine de benzer. Semptomlar yaprak kenarından başlayarak ve ana damara doğru uzanarak ana damarlar arasında oluşan kloroz ile başlarlar. Fakat magnezyum noksanlığına benzemez, manganez noksanlığında sarılık normal olarak yaprak kenarlarında sınırlı kalır ve damarlar arasında sarılık pek nadir gelişir. Diğer bir ayırt edici özellikte manganez noksanlığı önce genç yapraklarda görülür ve demir noksanlığında görüldüğü gibi ince yaprak damarları yeşil kalmazlar. Mangan noksanlığında yapraklar arası kloroza ilave olarak yapraklarda sarı noktalar halinde lekeler oluşur. 25-30 ppm’den az Mn bulunursa mangan eksikliği beklenebilir. 20 ppm’ den az olursa mangan noksanlığı vardır. Şeftali, kayısı ve erik diğer sert çekirdeklilere göre daha fazla mangana ihtiyaç gösterirler. Asmada yaprak yüzeyinde üniform bir sararma olur. Yapraklar normalden küçük ve açık yeşil renklidirler. Zamanla çok sayıda küçük nekrotik lekeler ortaya çıkar. Sonunda sarı bölgeler kahverengine döner ve yaprak ölür.

Manganez Fazlalığı (Toksisitesi)

Özellikle Johnatan ve Delicious elmalarında görülen önemli bir düzensizlik “kızamık” tır. Bu daha çok düşük kalsiyum düzeyinin eşliğiyle fazla miktarda manganezden kaynaklanmaktadır.

MOBİLDEN (Mo) :

Molibden nitratı amonyuma indirgeyen enzimlerin yapı taşıdır. Molibden olmadan protein sentezi engellenir ve büyüme durur. Kök nodüllerinde Nitrojen fiksasyonu yapan bakterilerin molibdene ihtiyacı vardır. Tohumlar tam şeklini almayabilir ve eğer bitkilerde molibden noksanlığı varsa bitkilerde azot noksanlığı oluşur.

Molibden Noksanlığı ; Kıvrılmış veya kap şeklini almış ve soluk renkli yapraklar vardır.

NİKEL (Ni) : 

Son zamanlarda tanınan esansiyel elementlerden birisidir. Üreaz enziminin ürenin kullanılabilir azota dönüşümünde ve demirin absorbe edilmesinde gereklidir. Tohumlar çimlenebilmek için nikele ihtiyaç duyarlar.

SODYUM (Na) :

Sodyum bitkilerde ozmotik ve iyonik denge için gerek duyulur.

b) Yararlı İz Elementler

Silisyum (Si), Kobalt (Co)

Bu yararlı iz elementler bütün bitkiler için ihtiyaç olmasa da bazı bitkiler için gereklidir.

Mesela silisyumun hücre duvarlarında bulunduğu ve bitkilerin, kuraklığa, hastalık, haşere ve mantarlara karşı bitkinin dayanıklılığını arttırmaktadır. Optimum (en uygun) bir verim almak için, üreticiler büyüme mevsimi boyunca ihtiyaca göre gerekli besin maddelerini ayarlamalıdırlar.

Mineral maddelerin bitki tarafından alınması birçok faktörlere bağlıdır. Bu faktörler iklim koşulları, toprağın “Katyon Değişim Kapasitesi”, bitki besin maddelerinin bulunduğu ortamın ve sulama suyunun “pH” sı gibi.

SİLİSYUM (Si) :

Hücre duvarlarının ana elamanlarından birisidir. Delerek öz suyunu böceklerin zararlarına ve mantarlara karşı engeller oluşturur. Bazı bitkilere yapraktan verilmesi halinde yaprak bitlerinin popülasyonunu azaltır. Yaprağın sıcaklık ve kuraklığa dayanıklılığını artırır ve terlemeyi azaltır.

Silisyum Noksanlığı

Solgunluk, zayıf meyve tutumu ve çiçek oluşumu vardır. Hastalık ve haşerelere dayanıklılık azalır.

KOBALT (Co) :

Azot tespit eden bakteriler için gereklidir.

Kobalt Noksanlığı

Azot noksanlığı semptomları oluşur.